• bir anda mutlu eden şeyler

    .
    bir anda mutlu eden şeyler

    --spoiler--

    Ameliyata böyle götürdüler! Kahraman doktor...
    Bursa’da kalbinin altından bıçak yarasıyla hastaneye gelen kişiyi, Acil Tıp Uzmanı Dr. Hüseyin Yenice ameliyathaneye gidene kadar sedyenin üzerinde kalp masajı yaparak hayatta tuttu. Kahraman doktorun insan hayatı için gösterdiği bu çaba ise saniye saniye kameralara yansıdı.

    --spoiler--

    http://m.milliyet.com.tr/...kalbinden-gundem-2614745/
    2 ... sunday sunday
  • bir insanın kalitesini gösteren detaylar

    .
    Ancak diğer insanlarla bir araya geldiğinde, yani topluluk içerisinde belirecek özelliklerdir. Bu görüşün temeli; "senin onu bildiğini başkaları bilmiyorsa, ne bildiğinin önemi yoktur." sözüne dayanmakta. Kişinin kalitesini, topluluk içerisindeki yerine istinaden bir değerlendirmeye tabii tuttuğumuz vakit üzerinde durulması gereken pek çok alt konu çıkar. Bunlardan önemli gördüklerimden bazıları ise; bahsedilen kalitenin topluluk içerisindeki diğer bireylere katacak olduğu şeyler ve bu kalitenin(ya da farklılığın) toplum tarafından değerlendirilme biçimleri.

    Bu noktada kaliteden bahsederken, en kaliteli olanın bir öğretmen modeline bürünmemesine gayret ediyorum. Zira henüz en baştayken, belli bir arkadaş ortamı ya da topluluk hayal edip kişileri kalite bazında nitelendirdiğimizde, yapmak istediğimiz kalite tanımı için gerekli olan objektifliği kaybetmiş oluruz. Şundan bahsetmeyi gerekli görüyorum; eğer gerçek manada yararlı ya da doğrucu ve bunlara eşit olarak ikili ya da toplumsal ilişkilerde faydalı olacak türdeki kavramları kalite olarak değerlendiriyorsak, bu kaliteli kişi zaman içerisinde etrafında bulunanları da otomatik olarak kendi kalibresine çekecektir. Lakin bu durum son derece suni olduğu gibi, aslında bahsedilen topluluğun mental olarak düşünme, karşılaştırma ve sonunda eleştirel olmak kaydıyla kabulleniş/reddediş kapasitesine bağlıdır. Yani; yansıtılan farklılığın kıymeti, bunu alacak olanın tepkisi/reaksiyonu ile belirlenebilir.

    Aslında bu noktada benim önemli gördüğüm ve zaman zaman üzerine yoğunlaşma gayreti gösterdiğim bir başka olay meydana çıkıyor; kişilerin topluluklara göre kişilik eğilimleri ve mevcut toplulukta kabul gören genel kavramlara mutlak uyum sağlama gerekliliği.

    Kişinin kalitesi ve topluluğa yansıttıklarından sebeple sağlayacağı yarar/zarar konuları üzerinde hüküm kıldıktan sonra irdelenmesini gerekli gördüğüm bir diğer konu da;"mevcut farklılıkların faydalı ve doğru olsa bile, her daim kabul görmeyeceğidir." yani aslında bu konu ilerledikçe "kaliteli insanın toplum tarafından ayrıştırılması/kabullenilmesi" kavramına doğru evrildiğini söylemek gerekir. Ne kadar önemsiz ve saçma görünse de, günümüzde "yanlış internet kullanımının" yaygınlaşmasından sebeple bazı kişilik problemleri belirmektedir. Bu problemlerin en büyük getirilerinden bazıları ise, gereksiz bir özgüven, amaçsız bir hırs ve genelgeçer, kişisel özgünlükten uzak bir şekilde konular üzerinde hakimiyet kurduğunu zannetmektir.(lakin bu bahsettiğimi araştırma alışkanlığından doğan eleştirel tutum ile karıştırmayınız, bildiğini "zannetmenin getirilerinden bahsediyorum.) kişi internet üzerindeki gerek mevcut gündem, gerekse hayatın tüm dalları üzerinde edinmekte olduğu parçalar halindeki bilgi, düşünce ve görüşler sayesinde şahsi sorgulama ve eleştirme yeteneğini köreltmektedir. Bu basit örnek her ne kadar kişisel bir problem gibi görünse de, ilk başta bahsettiğim kavrama dayanmaktadır; kalite toplulukta belli oluyorsa, kalitesizlik de toplulukta belli olacaktır.

    Verilebilecek örnekler bunlarla sınırlı değil, fakat bu basit söylemlerle bazı kazanımlar sağladık;

    1)kalite hakkında basit ve kişisel bir tanım ve fikirler.

    2)bunların toplumsal toplumsal yaşantıya kazandıracaklarına dair öngörüler.

    Diğer taraftan ise bazı soru işaretleri beliriyor;

    1)kalite ve" kalitesiz" olanın yaşayacak olduğu muhtemel sorunlar/çatışmalar.

    2)her iki kutuptan doğacak olanların birbirleri tarafından "hazmedilme", kabullenme ya da doğrudan bunların bir edinim haline gelmesi.(yani kalitesiz olanın yükselmesi mümkünse, kaliteli olanın körelmesi de mümkündür.)

    Konu kişiliklerin toplumdaki var oluşunun temeline doğru evrilirken, aslında bu denli basit ve kısa ele alınmaması gerektiğini düşünüyorum, fakat yine de; günlük hayatımızdaki "selam, naber?" faslından sonra açığa çıkan spontane reaksiyonları dinç bir zihinle gözlemlemenin gerekliliğine inandığımı belirtmek isterim. Kalite konusunda bariz örnekler vermek ne kadar geçerli olur kestiremiyorum fakat şahsi yorumum isteniyorsa, ben kişilerden doğan toplumun kalitesine katkı sağlayacak olanlara şu örnekleri vermeyi uygun görüyorum;

    En basit olanı; topluluk içerisinde meydana gelen ses düzeyinin belirleyici ipuçları veriyor olması. Bir topluluk ya da topluluk içerisindeki birey, anlamsız ve rahatsız edici şekilde ses yükseltiyorsa bu noktada temkinli olmayı öngörüyorum.(aslında konuşma biçimlerini ve bunların getirilerini farklı bir başlıkta incelemek gerekir. dil, hitabet ve kelimelerin kullanımı ilişkilerin temeline büyük etkiler yansıtır. Yukarıda verdiğim örnek üzerinde durduğumuz konu için bir kuş bakışı şeklinde zuhur etmelidir, zira topluluk içerisinde meydana gelecek olan diyalogların çeşitliliği sonsuzdur.)

    Fazla ileri gitmemek kaydıyla genele yakın örnekler vermek niyetindeyim;

    Asalet fikirlerde belli olur fakat her zaman bunların gerçekleşmesi beklenmez. Bu noktada kişisel çaba gözlenmeli.

    Her türden ve her fikirden insanla mükemmel uyum sağlayan kişide büyük eksiklikler vardır. En önemlisi eleştirel olmaktan uzaklığı.

    Karşısında beliren herşeyi evetleyen ya da buna yakın seyrden samimi olamaz, kaliteden bahsediyorsak işin içinde zorluk var olmalı.

    Topluluk içerisinde her konuda söz alanı değil, dikkatli tavırlarla uygun anlarda konuşmayı tercih edeni inceleyin. Fikir paylaşımı yapmak ve eleştirel ortamı yaratmak adına kaliteli bir seçim olacağını düşünüyorum.

    Kalite adı altında hayal ettikleriniz her ne ise, sadece karşınıza gelmesini beklemeyin, ona ulaşmayı çok belli etmemek kaydıyla onun üzerine gidin.

    Ve son olarak en önemlisi; kendinizi bilin, ister kalite ister mutluluk, arzuladığınız her ne ise kendi içinizde bunlara bir tanım getirmeye gayret edin. Bu bahsettiklerim tamamen kendi düşüncelerim olmakla beraber, önemi ve doğrusallığı tartışılır. Fakat önemli olan tek şey ise, genel olarak toplumda kabul gören "kalite, efendi, güzellik vb." tarzındaki kavramları saptayıp, eleştirel açıdan inceleyerek bunların size ne kadar uygun olup olmadığına karar vermenizdir.
    9 -2 ... buongiorno principessa
  • anın görüntüsü

    .
    anın görüntüsü
    21 -3 ... buongiorno principessa
  • gecenin fotoğrafı

    .
    gecenin fotoğrafı
    17 ... buongiorno principessa
  • sözlük yazarlarının sesleri

    .
    aşktan sarhoş olup pervanelere dönenlere.
    özdemir erdoğan ve tanju okan' a sevgilerle.

    sevgililer gününe özel seslerdir.*
    kulaklık önerilir.

    https://clyp.it/ovums3ma

    https://clyp.it/0yhld4cs
    8 -3 ... insan olmaya ceyrek kala
  • gecenin şarkısı

    .
    Korkut Peker - To Dervisaki

    https://soundcloud.com/korkut-peker/to-dervisaki
    9 ... buongiorno principessa
  • anın görüntüsü

    .
    anın görüntüsü
    20 -2 ... buongiorno principessa
  • the doors

    .
    şu şarkısı enfes olan grup.
    https://youtu.be/xQ9X8q_JKEw
    4 ... avare biri
  • erkek milleti değil mi hepsi aynı

    .
    bir 14 şubat sevgililer günü teranesini daha geride bıraktığımıza göre gerçek hayata dönebiliriz diye düşünüyorum...

    tamam, mumlar yandı, yemekler yendi, sevgi sözcükleri fısıldandı, buraya kadar her şey "mükemmel" gittiyse sevişildi hatta. ama kazın ayağı öyle değildi. nasıldı? perdeliydi! erkek milleti değil mi hepsi aynı

    şu vakitlerde, erkek cinsi, amerikan piçlerinin kendisine dayattığı 14 şubat tantanasının etkilerinden çıkmaya başladı ve "öküz ruh" geri döndü. nerede o dün sevişebilmek için birbir türlü şebeklik yapan hemcinslerim, nerede şimdi ki öküz? (dün gece rulman'a sokmaya çalışan erkekleri bu entryde pas geçeceğim...)

    goygoyu bir kenara bırakalım ve erkek milletini bilimsel araştırmalara da dayanarak inceleyelim, çomak sokalım, karıştıralım;

    öncelikle söyleyin bakalım kaç çeşit erkek vardır?

    Ne bileyim ben kardeşim, erkekten anlamam, uzmanlık alanım da değil! Siz söyleyeceksiniz, biz de öğreneceğiz...

    erkek dediğim, Türk erkeği elbet... Daha doğrusu, "erkeeggg", ya da "irkeehh" ("Vallahi kardeş, erkek milleti millet değil illet" diyenler de var ama onlara kulak asmayın).

    şimdi fazla uğraşmayınız, ben sizin yerinize bir araştırma buldum konu ile alakalı, öğrendim. biliyorsunuz, ünlü Amerikan araştırma kuruluşu gallup'un türkiye temsilcileri ve de dolayısıyla bu memleketin de en ciddi ve lafına, bulgusuna en güvenilir araştırma şirketi.

    işte bu araştırma şirketi, oturmuş, (daha doğrusu, kalkmış), Türk erkekleri üzerine bir araştırma yapmış...

    Türk erkekleri beşe ayrılıyormuş efendim... Araştırmanın sonucu bunu gösteriyor.

    Yoo... "Koçlar", "tekeler" ve de "eeerkekler" falan şeklinde değil.

    araştırma şirketi, bu beş ayrı gruba, yakıştırma yoluyla, şu isimleri uygun görmüş; "Klasikler"... "Gerginler"... "Uzaktakiler"... "Yakınanlar"... Ve, "yenilikçiler".

    Şimdi bakalım, ne menem çeşitlerdirler?

    Efendim, "klasikler", bildiğimiz maganda takımı. Bunların "tuvalet kağıdı kullanma alışkanlıkları" yokmuş... Ya mabatlarını taşa, incir yaprağına neye siliniyorlar, ya da en kabadayısı bile rahatsız olmadan çekiveriyor pantolonunu... "Teemmüm edeni" var mıdır bilinmez, ama sanmayın ki tuvalet kağıdı kullanmıyorlar da taharet bezi bulundurmak adetleridir!

    Bunların yalnızca yüzde 13'ü dişlerini fırçalarmış! bunlara, "toplumsal mozağimizin temel taşları" sıfatını uygun bulmuş...

    "Kitap okumak fuzuli bir iştir, yarar sağlamaz" görüşündelermiş... Ayrıca spor da yapmazlarmış...

    Her konuda az biraz bilgisi olduğuna inanırmış "klasik" gruptakiler.

    "Sen siyasi yelpazenin neresindesin hemşerim, de babayım bana" diye sorulduğu zaman, kendini "sağcı" olarak niteliyormuş... Oysa ne sağdan ne soldan haberi var yamyamın... Solcu deyince aklına ille de "komünist" gelip takılıyor, ona şiddetle karşı, komünistler dinsiz ve "ahlaksız" ona göre... Ama komünistlerden en çok, "eyvah, şincik bunlar gelir de mallanma el kor he mi" diye korkarmış "klasik".

    bu grup, arka camında osmanlı tuğrası olan bir doblo'ya binen çomarlar.

    Kızını bir an önce evermeye çalışıyor, karısına da, "moderen" olduğundan değil de hem rahat, hem pratik, hem de ucuz olduğundan gecelik yerine eşofman giydirmeyi kabullenmiş... Türk erkeğinin yüzde 24'ü bu cins.

    Gelelim "yakınanlara"... Bunlar yüzde 17'de kalıyorlar. "Türkiye'de karamsarlık motorunun dinamosu aha işte bu tiptir" diyor uzmanlar...

    içkiyi, sigarayı çok severmiş bu çeşit, kendini "solcu" olarak tanımlıyor ama kitap mitap okumadığından kelli, solun ne olduğundan ne olmadığından pek haberi yok...

    "Klasik", magandanın sağcısıysa, "yakınan" da solcusu işte.

    Ve de elbette, ağır arabesk takılıyor! Bir kısmı bildiğiniz düz arabesk, bir kısmı da, sol arabeske verilen isimle, "özgün müzik"... (Hani çalıp söyleyen kıro solcuysa daha makbul sayılıyor ya...)

    Efendim, bu "yakınanların" da ancak yüzde 23.7'si tuvalet kağıdı kullanırmış... Şimdi tutup da "kıçını silmesini bilmeyen solcular" desem bu sefer de "devrimci" bir dangalağın küfürlerine maruz kalacağım... Aman neme lazım, sonra gelip vurmaya murmaya kalkarlar...

    Bunlar, gene elbette, yoğun birahaneye yazılıyorlar! "Muntazaman devam ettikleri" diğer bir yer, sigara dumanı kokan, yeşil çuha masa örtüsü cıgara yanığı dolu, kül tablası eğri büğrü alüminyum, mahalle kahvesi... üçüncü sınıf meyhanelere de müdavim bunlar, masasının muşambası boktan, rakısı hileli, soğuk mezesi bayat, sıcakları da eşek etinden olacak, bir köşede bangır bangır televizyonda saat sekiz haberleri!

    Buna karşılık kendileri sinemaya, tiyatroya ve konsere hiç mi hiç uğramıyorlar... Ama solcu bunlar...

    Spor yapanı var içlerinde, ama yüzde 35'i topu görse bomba diye karakola götürecek... malum "spor" kitlelerin afyonu, ne demiş "salazar", "futbol olmasaydı portekiz'i idare edemezdim" dememiş mi, öyleyse tu kaka.

    (Eskiden, mesela Doğu Almanya'nın, mesela Sovyetler'in sporun her dalında kazandığı olağanüstü başarıları hatırlatsanız, "canım onlar revizyonist" karşılığı gelecektir muhtemelen!)

    Dangalaklar, pardon, "yakınanlar", futbola karşılar, futbol oynamıyorlar ama televizyonda yakaladıkları zaman karşısına geçip seyretmeye de çaktırmadan bayılıyorlar üstelik! Çamur atıyor değilim, vallahi ben araştırma şirketinin yalancısıyım.

    Sesleri gürmüş. Erkek erkeğe gezmeyi seviyorlar, çoğu zaman elde tutuşuyorlar erkek erkeğe, ya da sarmaş dolaş... "Bir kötülük aramayın" ama, Almanya'da yanlış anlaşılıp bıyık altından dalga geçildikleri görülebilirmiş oralarda yaşayanları...

    Bugüne kadar hiçbirinin mayo giydiği, denize girdiği görülmemiş, işitilmemiş mesela.

    Kaldı yüzde 10... Onlar da, gene araştırma şirketinin deyimiyle, "yenilikçiler".

    Onlar azıcık Batılı. "Avrupai" takılıyorlar, ya da cumhuriyetin ilk yıllarının moda deyimiyle, "asri".

    Batılı da, ancak yüzde 50'si bıyıksız!

    Bıyıksız kesimi, kendini demokrat olarak tanımlarmış.

    Bu kesimin de büyük bölümü, "sağ" deyince aklına "islamcı" geldiğinden demokrat geçiniyor, kravat takıp pantolon giydiği için Sabancılara yada koçlara bir itirazı yok mesela, onun derdi çember sakallıyla.

    "Cinselliğin önemini kavramış, yeniliklere de açıkmış" bu yenilikçi tip.

    Kadınların özgürce yaşamasına karşı değilmiş, ama bileğine altın künye takmayı da ihmal etmiyor! Bu da bizim uygar erkeğimiz. Eh, ötesini yarın siz hesaplayın!

    Geldik yüzde 25'e... Bunlar, "gerginler" tayfası...

    Bunlar karamsar. Hem de çok.

    "işlerin yolunda gitmediği kanısındalarmış".

    Tabii diş fırçalama gibi kötü bir alışkanlıkları yok (!) Deodorant, tıraş losyonu falan gibi gavur icadı şeylerin de uzağından bile geçmiyorlar...

    Hem dişleri pislikten yolun tutmuş, ağızları leş gibi kokuyor, hem kişisel bakımına dikkat etmiyor, hem de "işler yolunda gitmiyor"...

    Tabii, ne sandınız, başka ne diyecekti hayvancık? içlerinde, tuvalet kağıdı kullanmayan oranı da tabii yüzde 87.9... Arabesk seviyor ama, "orrrcinal" türkü dinlemeyi daha çok seviyor.

    Yanık memleket havalarına düşkün.

    Derdi günü, daha fazla para kazanmak.

    Ama daha fazla para kazanmak için önce dişini fırçalayıp kıçını silmesi gerektiğini bür türlü aklına getiremiyor garibim.

    işin acısı, koltuk altı ondan daha fazla kokan ayının ondan daha çok para kazandığını sık sık görmüyor da değil, o zaman kendisine ettiğimiz küfürü geri almamız gerekecek... Olsun, biz önce edelim de sonra geri alırız.

    "fırsat bulunca evlenir, hemen çocuk yaparmış."

    öyle ya, karının sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmeyeceksin! "Gergin Türk erkeğinin" şiarıdır.

    Paraları yok ama taksitle televizyon, iphone alıyorlar.

    "Dünyadan umut kestikçe din eğilimleri artar"mış.

    Allah kabul etsin.

    "Otoriter yönetim biçimlerine en meraklı olanlar da bunlar"mış...

    Vay canına! Ben de şu darbecilerin kitle tabanını kimler oluşturuyor diye merak eder dururdum...

    Bir kaldı yüzde 24... Eh, bunlar da herhalde "uzaktakiler"...

    Hani orada bir köy var ya uzakta, gitmesek de görmesek de bizim köyümüz, hah, işte o köyde oturanlar...

    En garibanı bu, eğitimsiz ve de fakir. "Her şeyi, günah ve günah olmayan diye ikiye ayırırmış."

    Yalnızca yüzde 10'u, yarınının bugününden daha iyi olacağına inanıyor, yüzde 90'ı için zaten batmış dünya.

    Genellikle sakallıymış.

    Reklamlardan etkilenmezmiş. Öyle içki sigara da içmiyor, en büyük zevki tesbih çekmek.

    Çok erken evleniyor, çok çocuk yapıyor ve "kalabalık kümeler halinde yaşıyor".

    Vay anasını, sanki Afrika maymunu!

    Ailesi kabile gibi, ama "aile bağları da pek kuvvetli değil." karısıyla çocuğuyla öyle birlikte yemek yeme, oturup dertleşme gibi alışkanlıkları yok...

    Buna karşılık karısı kendisine "goççum, irkeeem, tekem" gibi şık ve zarif iltifatlar ederek onu onurlandırıyor!

    işte size Türk erkekleri resmigeçidi...

    Beğen beğen, seç seç al! ne kadar ilginç! ben kadın olsam bunları yatağa almam ama bunlar ülke yönetiyorlar ya...

    bu bilgiler ışığında, siz de karar verin bakalım kızlar, "sizinki" hangi cins?
    27 -4 ... aberystwyth
  • sözlük yazarlarının itirafları

    .
    Bunalim kasan insanlardan kaciyorum. Kendim de olabildigince boyle olmamaya çalışıyorum, catlasam da patlasam da sorunumu genelde cok cok sonra dile getiriyorum. Ama bunalim kasan insanlar, beni cok irrite ediyor. Eskiden mutlu olmak modaymis, simdi mutsuz olmak. Herkes dertli, herkes agliyor... Herkes kaprisli. "Sevgilimden ayrildim bunalimliyim..." Ya birak arkadas seni takan insan senden ayrilmazdi zaten, ayrilma asamasina gelmissen onun icin bunalacak kadar neden kasiyorsun kendini? "Hayat bana cok zor..." Hayat kime kolay allah askina? Herkesin binbir turlu hali var, sen istediğin kadar soylen, kimse sana acimayacak, o bekledigin "vah yazik tuh kiyamam" ilgisini kimseden bulamayacaksin.

    O yuzden silkelenin kendinize gelin artık. Herkes sıkıntıda zaten. Herkes bir sekilde yasam mucadelesi veriyor, seninki daha buyuk benimki daha küçük fark etmez. Ama herkes de agliyor arkadas yapmayin ya...

    Neyse ben ders calisayim.
    3 ... formokrezol
  • devlet hastanesi acil bölümü

    .
    Hastası gelir başı ağrıyan gelir karnı ağrıyan gelir çocuğu sıçamayan gelir gündüz sıra alamayan gelir çalışıp normal muayene olamayan gelir. Kısacası ipini koparan acil olmayan herkes gelir. Evet.
    2 ... oytunkaran
  • 14 şubat sevgililer günü

    .
    herkes de ağlamış sevgilimiz yok bik bik bik.

    az biraz vefalı ve biraz da politik olun da annenize de hediye alın.
    bakin bir gül aldım kadının bi öpüşü bi sarılışı var sevgiliniz öyle sarılmaz emin olun.

    hadi bakim.*
    9 ... insan olmaya ceyrek kala
  • tarkan nasıl bu kadar ünlü oldu sorunsalı

    .
    Nerede mal, gerizekalı tv show programlarına katılmayarak.
    Onunla aşık atmaya çalışan kendini ünlü sanan gerizekalılar topluluğuna cevap vermeyerek
    Popüler olmadığı zamanlarda gözlerden uzak olarak
    Ve daha bir sürü şey.
    5 ... le roi
  • sözlük yazarlarının çocukluk fotoğrafları

    .
    Oğluşumun olsa ?

    Benim kalmadı da...

    sözlük yazarlarının çocukluk fotoğrafları
    4 -2 ... uzan yavrum geliyorum
  • eksik bir şey

    .
    ...Mi var hayatımda
    Gökyüzü bazen ciğerime doluyor...

    Ezginin günlüğü dinleyesim geldi.
    4 ... kale3112
  • bu hayat nasil sevilir bilen var mı

    .
    Öyle bir dünya ki bu; beterin beteriyle dolu.
    Gör şükret.
    3 -1 ... vengo
  • ben bu yazıyı sana yazdım

    .
    yalnızım...

    evet diğerleri bana yakın olmaya cesaret edemediği için yalnızım...

    ama minik aklını ve bildiklerini küçümsemek yerine cesaretli olmayı denemelisin. ben sendeki o etkileyici rüzgarı hissedebiliyorum. sen bundan daha fazlasısın...
    41 -3 ... aberystwyth
  • zor gününde yanında kimsenin olmaması

    .
    insanı ötekine muhtaç kılan nedir? şüphesiz sosyal bir varlık olması gibi basit bir cevaptan daha öte bu sorunun yanıtı. çünkü insan yalnız başını da bir ömrü geçirebilir. yalnızlık birilerine ihtiyaç duymanın koşulu değil, varoluşun bir getirisidir. insan daha temel doğuştan getirdiği bir gereksinim için diğerlerine ihtiyaç duyar. bunun adı anlaşılma ihtiyacıdır.

    çoğu zaman kafamızda yaratmış olduğumuz kendimize dair tasarımları başkalarına aktarmakta zorluk çekeriz. bu basit bir diyaloğun ortasında meydana gelebileceği gibi kapsamlı bir analiz sırasında da ortaya çıkabilir. duygunun hamlığı söze indirgenmesini engeller ve anlatamamanın verdiği kaygı anlaşılamamayı doğurur.

    o halde yanımızda olmasına ihtiyaç duyduğumuz kişi alelade birileri değil, kendimize dair yarattığımız tasarıma en çok yaklaşabilen kişidir. ancak sadece bu yetmez, kendimiz hakkında bilmediğimiz bir sırrı söylemesini de bekleriz o kişinin, gölgenin içinde vücut bulan karanlığı anlayıp yatıştırmasını umut ederiz.

    yakın dostlar birbirlerini aynalar gibi yansıtırlar.' bana dostunu söyle sana kim olduğunu söyleyeyim' sözü buradan ileri gelir. zira onlar benliğimizin parçalarını içeren insanlar olarak oldukça nadir ortaya çıkarlar.

    işte bu sebepten zor gününüzde yanınızda kimsenin olmaması, sizi anlamayan birinin boş fiziksel varlığından her zaman daha iyidir.
    9 ... kahraman arketipi
  • bir çıkar gözetmeksizin sizi seven kadın

    .
    'seni seviyorsam bundan sanane' diyebilen kadındır. sevgiye karşılık beklediğiniz zaman o bir çıkar oluyor çünkü.
    13 ... kahraman arketipi